Ankara’nın Kısa Tarihi


Tarih öncesi dönemlerde Ankara ve çevresinin deniz olduğu bilinmektedir. Bu sonuca Jura Devri’nden kalan balık ve diğer deniz canlılarının fosilleri incelenerek varılmıştır. Ayrıca Ankara’da, Anadolu’da insan karakterli ilk fosil primat kalıntıları da bulunmuştur. Ankara ve çevresinin yerleşim yeri olarak da geçmişinin Paleolitik Çağ’a kadar uzandığı şehrin farklı yerlerinde bulunan eserlere bakılarak anlaşılmıştır. Ankara çevresindeki vadilerde, yerleşik hayata geçildiği, hayvanların evcilleştirildiği ve tarım yapıldığı bilinen Tunç Çağı’na ait kalıntılar bulunmuştur.
Kent merkezindeki ilk yerleşimin Ankara Kalesi’nin bulunduğu bölgede olduğu tahmin edilmektedir. İlkçağda kent kurulacak bölgede güvenliğin sağlanması için yüksek bir tepe, gıda ihtiyacını karşılamak için tarıma elverişli arazi ve su ihtiyacını gidermek için bir akarsuyun bulunması gerekliydi. Ankara coğrafi olarak bu gerekliliklerin tamamına cevap veriyordu; Ankara Kalesi'nin bulunduğu tepe güvenlik, Çubuk Ovası tarıma elverişli arazi, Hatip Çayı ise temiz su ihtiyaçlarını karşılıyordu.
Her ne kadar kent merkezinde Hititlere ait hiçbir kalıntıya ulaşılamamış olsa da Mürtet Ovası’nın yakınındaki Bitik mevkiinde Erken Hitit Dönemi’ne ait kalıntılar bulunabilmiştir. Haymana yakınlarında Gavurkale'de, Ayaş, Polatlı, Sincan Haymana ve Çubuk mevkilerinde Hititlere ait kabartmalar bulunmuştur. Hitit İmparatorluğu'ndan sonra Kent, M.Ö. 8.-7. yüzyıllarda Frig hâkimiyetine girmiştir.
Ankara'da ilk önemli yerleşimler Frigler döneminde başlamıştır. Bu dönemin izlerine Agustus Tapınağı'nın duvarlarında rastlanır. Firglerin ana tanrıça kabul ettiği Kibele’nin oturduğu tepenin bugünkü Hacı Bayram-ı Veli Camii civarında olduğu yapılan kazılar sonucunda anlaşılmıştır. Atatürk Orman Çiftliği, Anıtkabir ve Bahçelievler arasında ise Frig nekropolünü oluşturan tümülüslere rastlanmıştır. Bu döneme ait en fazla esere Gordion'da (Polatlı) rastlanmıştır. Frigya'nın Kimmerler tarafından istila edilmesi (M.Ö. 696) ve daha sonra geri Kimmerlerin geri çekilmesinin ardından Ankara Lidyalıların hâkimiyetine girmiştir.
Milattan önce 547'ye kadar Lidyalıların hâkimiyetinde kalan Ankara, bu dönemde Kral Yolu'nun üstünde olmasının da etkisiyle ticari ve askeri merkez haline gelmiştir, Persler ve batıdaki site devletleri arasında önemli bir pazar yeri olmuştur. Lidyalılar M.Ö. 547'de Perslere yenilmiştir. İki yüz yıla yakın süre Pers egemenliğinde kalan kentte bu dönemde önemli yol ağları inşa edilmiştir. Daha sonra M.Ö. 333 yılında Makedonya Kralı İskender’in Persleri tüm Anadolu'dan çıkarmasının ardından ticaret rotalarında yapılan değişiklikler nedeniyle Ankara bir ölçüde önemini yitirir. Ankyra adının geçtiği en eski yazılı kaynak İskender'in Asya seferlerine ilişkin belgeler arasında bulunmuştur. M.Ö. 278'de Galatların hâkimiyetine girene kadar birkaç kez el değiştiren Ankara, M.Ö. 189 yılına kadar egemenliğinde kaldığı Galatların Tektosag kolunun başkenti olur. Galatlar döneminde ilk kez Ankara'da belgelere dayalı kayıt düzeni tesis edilir. M.Ö. 25'e kadar devam eden egemenlik mücadelelerinin ardından Galatya Roma'ya bağlanır ve Ankara Galatya eyaletinin başkenti olur, bu dönemde metropolis yani anakent unvanı alır.
600 yıl süren Roma hâkimiyeti süresince çeşitli yapılarla donatılan Ankara bu dönemde 12 semte bölünmüş, içişlerinde bağımsız ve halkın seçtiği kent meclisleri vasıtasıyla demokratik olarak yönetilmiştir. Altyapısı da geliştirilen kente Elmadağ'dan taş borularla su taşınmış, tahıl üretimi, dokumacılık ve hayvancılık alanlarında büyük gelişmeler sağlanmıştır. Doğudan gelen akınlarla zayıflayan Roma İmparatorluğu ikiye bölünmesiyle M.Ö. 395'te kent Bizans egemenliğine girmiştir.
Ankara 7. ve 9. yüzyıllar arasında çok kez akın, istila ve yağmaya uğramış daha sonra tekrar Bizanslıların egemenliğine girerek 11. yüzyıla kadar böyle kalmıştır. 11. yüzyılda veba, deprem ve kıtlık kentten göçlere sebep olmuştur. Malazgirt Savaşı'ndan iki yıl sonra, 1073'te Ankara ilk kez Türklerin egemenliğine girmiş ancak bu durum uzun sürememiştir.
Danişmentliler ve Selçuklular arasında birkaç kez el değiştiren kent 1101'de Haçlı Seferleri sırasında Bizanslılar tarafından tekrar ele geçirilmiştir. 1127'de Danişment Beyi Emir Gazi tarafından alınmış, sonra 1143'te Selçuklu Sultanı I. Mesut tarafından ele geçirilmiştir. I. Mesut'un ölümünün ardından başa geçen oğlu Şahinşah, Ankara’yı 1169'da kardeşi Kılıç Arslan’a kaybetmiştir. Kılıç Arslan Anadolu Selçuklu Devleti'nin birliğini sağlamıştır.
İkinci Kılıç Arslan ölmeden önce 1186 yılında ülkesini oğulları arasında taksim etmiş ve Ankara Muhiddin Mesut’un payına kalmıştır. 1192'de Tokat'tan hareket eden Rükneddin Süleyman Ankara'yı 3 yıl süren bir kuşatma altına almıştır. Sonunda Kale'yi ele geçirmiş, Muhiddin Mesut’u öldürmüş ve bir hafta içerisinde kendisi de ölmüştür. Daha sonra sırasıyla Ankara III. Kılıç Arslan ve Gıyaseddin Keyhüsrev'in idaresine girmiştir. Gıyaseddin Keyhüsrev'in ölümünden sonra 1210 yılında Alaeddin Keykubat Ankara'ya gelmiş, 1219 yılında kardeşi İzzeddin Keykavus'un ölümü üzerine sultan olmuştur. 1219 - 1237 yılları arasında, Alaeddin Keykubat döneminde, Ankara tekrar önemli bir askeri ve ticari merkez halini almış, Kale dâhil önemli yapıları tamirat ve tadilat geçirmiştir.
1243 Kösedağ Savaşı’nda Selçuklular Moğollara yenilmiş ve II. Gıyaseddin Keyhüsrev Ankara Kalesi'ne sığınmıştır. Selçuklular, İlhanlılar, Eratnaoğulları arasında sürekli resmiyette el değiştiren Kent 1304'te Moğolların egemenliğine girmiştir. Moğolların denetiminde idare Ahi Beylerine devredilmiştir. Esnaf teşkilatı olan Ahilik bu dönemde kurumsallaşmıştır. Ankara'ya göçen çok sayıda esnaf ve sanatkâr olmuş böylece ticaret gelişmiştir. Sofçuluk ve dericilik ilerlemiştir. 1308-1341 yılları arasında Ankara İlhanlıların hâkimiyetine girmiş daha sonra Eratnalılar Devleti'nin kurulmasının ardından bu devletin idaresine geçmiştir. 1354'te Süleymanpaşa, Orhan Gazi tarafından vazifelendirilerek Ankara'ya gelmiş ve Ankara'yı savaşsız bir şekilde Ahilerden teslim almıştır.
1402'de Ankara Savaşı'nda Timur, Yıldırım Bayezit'e galip gelmiştir. Bu mağlubiyetle başlayan Fetret Devri'ni sona erdiren Mehmet Ankara'yı da almış ve kent bir daha kaybedilmemiştir. Ancak 1558 Şehzade Bayezit İsyanı, Celali İsyanları, 1623 Abaza Mehmet ve 1651 Abaza Hasan ve 1652'de İbiş daha sonra da 1832'de Kavalalı isyanlarında kentin geçici süreyle idaresi kaybedilip kısa sürede geri kazanılmıştır.
Ankara II. Mahmut döneminde eyalet merkezi olmuştur. 1848-1850 ve 1855-1859 yılları arasında Bozok, eyalet olduğunda Ankara Sancağı buraya bağlanmıştır. Son olarak 1860'dan sonra yeniden eyalet merkezi olmuştur.
19. yüzyılın ortalarından itibaren Güney Afrika ve ABD'de tiftik keçisi yetiştirilmeye başlanmış ve dokumacılıkta makineleşme başlamıştır. Böylece Ankara bu sektördeki ağırlığını büyük ölçüde kaybetmiştir. 1815 yılında büyük bir veba salgını ve 1847 yılında ise kıtlık yaşanmıştır. 1839'da ilk defa Prusyalı subay Freih von Wincke kentin detaylı bir planını hazırlamış ve 1869'da Ankara'daki ilk matbaa açılmıştır. 1892'de kente demiryolu ulaşmıştır. 1917 yılında çıkan büyük yangında kentteki birçok mahalle yok olmuştur.
27 Aralık 1919'da Mustafa Kemal Atatürk Ankara'ya gelmiş Kurtuluş Savaşı sürecinde 23 Nisan 1920'de Büyük Millet Meclisi açılmıştır. 13 Ekim 1923'te Ankara başkent ilan edilmiş ve 29 Ekim 1923'te Cumhuriyet ilan edilmiştir.